Üye Bilgileri.

size uygun bölümden devam ediniz.

sitemizdeki online işlemlerden yararlanabilmek için kayıt olup parolanızla giriş yapmanız gerekmektedir.
Daha önce insan kaynakları için bir parola aldıysanız o parolayı kullanabilirsiniz.

Henüz üye değilmisiniz? Yeni kayıt!

Detaylı Arama.

size uygun bölümden devam ediniz.

site içerisindeki tüm içerikte arama yapılmaktadır. birden fazla kelime aratabilirsiniz.


25 50 75 100

Yayınlanma Tarihine Göre
Eklenme Tarihine Göre
Başlığa Göre
Okunma Sayısına Göre

Başlıkta Açıklamada İçerikte

Aynen girildiği gibi
Kelimelerin hepsi
Kelimelerden herhangi biri
ODA ÇALIŞMALAR KENT GÜNDEMI MESLEKI UYGULAMA YAYIN ÜYELER EĞITIMLER ONLINE İŞL.
07 Haziran 2020

Pandemi, kriz ve geleceğimiz masaya yatırıldı

Türkiye’nin acil sorunu ekonomik önlemler değil,  siyasi değişimdir

 Ekonomistler ve iktisatçılar, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin ’Pandemi, Kriz, Gelecek’’ adlı online etkinliğinde, Dünya’da ve Türkiye’de pandeminin ekonomiye etkilerini, yaşanan sorunları masaya yatırdı. Önerilerde de bulunan uzmanlar, ‘’Alt sınıflar pandemiye daha çok maruz kaldı. Türkiye’de ölümlerin büyük kısmı çalışan kesimde görüldü. Pandeminin ikinci ve üçüncü dalgalar tehdidi ortadan kalkmış değil. Ekonomiyi hızla açma, önlemlerden hızla vazgeçme anlamına geliyor.  Türkiye’de iktidar yüzünü sermayeye, halka sırtını döndü. İktidar, pandemi sürecinde halkı kendi kaderiyle baş başa bıraktı. Doğanın talanı ve piyasalaşmış düzen pandemiyi hızlandırdı. Bu sağlık sorunu  ekonomik krize dönüştü. Salgın dönemlerinde siyasal iktidarların değil toplumun bütçesi olur. Üretim ve tüketim tarafındaki sert etki, ağır işsizlikle kendini gösterecek. Bu düzene müdahale edilmezse, açık faşizm adı altında neoliberal politikaların inşasına gidilecek. Türkiye’yi, bugünü aratacak zorluklar bekliyor. Bir başka siyaseti var edersek ekonomi de düzelebilir’’ değerlendirmesinde bulundu.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi online etkinlikleri ‘’Pandemi, Kriz, Gelecek’’ webinarıyla devam etti.  Moderatörlüğünü  Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan ve Sekreter Üye Nihal Evirgen'in yaptığı etkinliğe konuşmacı olarak Mustafa Sönmez, Selin Sayek Böke, Oğuz Oyan, ve Aziz Konukman katıldı.

Tezcan Karakuş Candan, ‘’Pandemi kriz ve gelecek tartışmalarını Mustafa Sönmez, Selin Sayek Böke, Oğuz Oyan, Aziz Konukman’la birlikte değerlendireceğiz. Bu program başlarken 3 milletvekilinin milletvekilliği düşürüldü. Bu gelecek otoriter yönetim  açısından topluma çok önemli mesajlar veriyor. Pandemi süreciyle birlikte iktidarlar bunu hem dünyada hem Türkiye’de fırsata çevirdi. Ekonomik krizle birlikte ABD’de başlayan, İtalya’daki turuncu yelekliler derken, neoliberalizmin krizi olan bu krizin ekonomik yansımalarıyla birlikte isyanlarda oluşmaya başladı. Dolayısıyla pandeminin ikinci dalgası sosyal dalga olacak gibi görünüyor’’ dedi.

Alt sınıflar pandemiye daha çok maruz kaldı

İktisatçı, akademisyen ve yazar Prof. Dr. Oğuz Oyan, şunları söyledi:

‘’Neoliberal politikaların gelişmiş ülkeler dahil, sağlık sisteminin büyük tahribatının sonuçlarını da taşıyor. Bugün daha çok işin tedavi aşaması açısından sorun olarak ortaya çıktı. Krizin daha büyük nedeni 80 öncesinden bu yana kapitalizmin doğayı talan etmesi ve yağmalamasının etkisidir.  Bütün ormanları tahrip ederek hayvan yaşamını,  insan yaşamına yakınlaştırmanın sonuçlarını da yaşıyoruz. Sağlık altyapısının çok yetersiz olmasının arkasında neoliberal sistemin her şeyi özelleştirme anlayışının sağlık sistemi de dahil olmak üzere bütün toplumsal mal ve hizmetleri derinden etkilemesi yatıyor.  Türkiye açısından kamunun sağlık sistemi payında çok dramatik bir düşüş yok. Üniversite hastaneleriyle birlikte AKP iktidara geldiğinde 2002’de bu rakam yüzde 90’lardayken, bugün yüzde 75’lerde.  Yani ilk bakışta çok büyük bir tahribat yok gibi gözükebilir. Fakat şehir hastaneleri bunların yapılma ve işletilme modelleri, farklı özelleştirme anlayışlarını devreye soktu.  Hastane zinciri biri bugün bakan koltuğunda oturuyor. Bundan daha iyi simgesel örnek olamaz. İşleyen bir süreç var. Türkiye’deki görüntüleme cihazlarının aşırı bir şekilde çoğalması, ilaç endüstrisi ile hastane ve hasta ilişkileri, tedavi sağlık hizmetlerini esas alıp önleyici sağlık hizmetlerinden vazgeçmek. Sağlık sisteminin sosyal izolasyonu açısından çok hızlı bir şekilde kopma. Tüm bunlar sağlık sistemini, bu tür salgınlar karşısında çok kırılgan  yapıyor.’’

Türkiye’de ölümlerin büyük kısmı çalışan kesimde görüldü

Oyan şöyle devam etti:

‘’Dünyada sağlık sorunlarına bağlı olarak salgının yaşandığı bütün ülkelerde bunu sınıfsal karakteri de olduğu ortaya çıktı. Amerika’da bütün alt sınıflar renkli halk denilen kesimler hastalığa en fazla maruz kalanlar oldu. Gelir dağılımından çok az pay alan, vasıfsız işlerde çalışan ve bu salgın sırasında çalışmak zorunda kalan kesimler çok fazla enfekte oldular. Türkiye’de 65 yaş düşük olduğu için, yüzde 10’nun altında, 65 yaş üstü de erkenden tecrit edildiği için Türkiye’de 65 yaş üstü kırılma çok fazla olmadı. Ölüm oranları enfekte olanlara göre yüzde 3  civarında tutulabildiyse kayıt dışı kalanlarla yüzde 5 diyelim. Bunun bir nedeni 65 yaş üstünün erkenden karantinaya almaktan geçti. Türkiye’de ölümlere tersten bakalım. Ölümlerin büyük oranda 25-65 yaş arasında olduğu görüldü. Çünkü bunlar çalışan kesim.  Kapatılan işyeri nedeniyle evinde olanlar bir yana, sanayi işçisi ve diğer üretim işçileri mecburen işe gittiler. Tatil günlerinde, hafta sonlarında, bayramlarda bile çalıştırıldılar.’’

Ekonomiyi hızla açma, önlemlerden hızla vazgeçme anlamına geliyor

Oyan, ‘’1 Haziran konusunda kopma ikinci bir salgının gündemde olduğu döneme giriyoruz. Çünkü ekonomi bağırıyor.  Sıfır gelir düzeyine düşmüş kesimler feryat ediyor. Çok ciddi bir kesim var. Ekonominin bütün gelirleri de kötüye gidiyor. Ekonomiyi hızla açma önlemlerde de hızla vazgeçme anlamına geliyor. Geleceğe önemli açıdan sorun taşıyan bir dönemeçte bulunuyoruz.  Çeşitli ülkeler bazı telafi mekanizmaları geliştirdi. Kamuoyunun tepkisinden çekindiği için,  gelişmiş kapitalist ülkelerde daha fazla önlemler alındı. Böyle bir ortamda hangi telafi mekanizması olursa olsun hiçbirisi bu krizin sonuçlarını gidermeye muktedir olamadı. Almanya iyi yönetti ve daha sosyal bir devlet görünümü verdi.  İspanya sağlık sektörünü kamulaştırdı çeşitli önlemler aldılar. Ama hiçbiri bu devasa krizin sonuçlarını engellemeye muktedir değil’’ diye konuştu.

İktidar Türkiye’de halka sırtını dönmüş, halkı kendi kaderiyle baş başa bırakmıştır

Oyan, Türkiye’de ne yapıldı? sorusunu ise şöyle yanıtladı:

‘’ Gelişmiş ülkelerde talep yönlü krizde çok ciddi destekler aldılar. Türkiye’de adı bile yok.  İktidar nezninde telaffuzu bile yok. 260 milyarlık bir ekonomik paket açıkladılar. 260 milyarın büyük bölümü sermayeye yönlü destek oldu. Gelir kaybına uğrayan geniş halk kitleleri ne verildi diye baktığımızda, kısa çalışma ödeneği işsizlik ödeneği ile  4,5 milyon çalışana 6 milyarlık destek verildi. Bu destekler bütçeden değil var olan sigorta sisteminden ödendi.  5,5 milyarlık yoksula verilen desteği  eklediğimizde hepsi toplamda 11.5 milyar eder. 260 milyara oranladığımızda yüzde 4,4 eder. Yani tamamen iktidar sırtını halka dönmüş kendi kaderiyle baş başa bırakmıştır. Bütün bu tabloya dünyada isyanlar var. Gelecek olarak neoliberal sistemin yerine yeni düzenleme rejimin geleceğini düşünmüyorum. Bazı rötuşlar olacaktır. Sermayenin ve yatırımların kendi ülkesine dönmesi anlamında bir şeyler olacak. Bundan sonra daha fazla sorgulanacaktır. Bazı sektörde kamulaştırmalar olacaktır, bazıları kalıcı olacaktır. Ama AKP iktidarda olduğu sürece sağlık sisteminde kamulaştırma olacağını düşünmüyorum.’’

 

Doğanın talanı ve piyasalaşmış düzen pandemiyi hızlandırdı

CHP İzmir Milletvekili ve ekonomist Selin Sayek Böke ise, ‘’Bütün dünyanın bir ortak aklı yürütmeye ihtiyacı var. Hakiki bir demokrasiye ve piyasalarının kar güdüsüne terk edilmemiş toplumcu bir zihniyete ihtiyacı var.  Zaten bir krizin içindeydik pandemi, var olan krizin yapısal nedenlerle ortaya çıktığını daha da su yüzüne çıkarttı.   Pandemi sadece sağlık değil bir ekonomik ve sosyal kriz olarak okumak gerekiyor. Pandemiyi de hızlandırmış olan doğanın talanı ve bilimden uzaklaşmış piyasalaşmış düzen, pandeminin sağlık boyutunu da daha ağır yaşamımıza neden oldu. Güvencelere erişim noktasında müthiş adaletsiz hak temelli olmaktan çıkmış bütün dünyada ağır bir tabloyu ortaya çıkardı’’ dedi.

Üretim ve tüketim tarafındaki sert etki, ağır işsizlikle kendini gösterecek

Böke, Türkiye’nin bu krizle hangi koşullarda karşı karşıya kaldığını şöyle anlattı:

‘’Bu kriz bizi aslında düzenin yapısındaki bozukluklarla yakaladı. Bu düzenin değişip değişmeyeceği sorusunun cevabı siyasette yatıyor.  Bunun yanıtı ilerici siyasetin bir müdahale gücüne erişip erişmeyeceğinde yatıyor.  Türkiye’de pandemiden öncede ağır bir toplumsal bunalımın içindeydi  Pandemiden öncede 7  milyonun  işsiz olduğu çok net ortaya çıkmıştı. Pandemiyle birlikte üretim zincirleri koptu. Türkiye gibi dışarıdan ithal girdiye çok bağımlı üretim yapıları açısından,  Çin odaklı krizin üretime etkisi çok net hissedildi.  İkincisi, tüketim yavaşlatıcı bir etkenle karşı karşıya kaldık. üretim ve tüketim tarafındaki sert etki, ağır işsizlikle kendini gösterecek. Bugün görülen tablodan çok daha ağır bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz aşikar.  Türkiye’de yurttaş olmaktan çıkarıp tüketici konumuna sıkıştırmış olan ağır bir borçluluk hali vardı.  Borçluluk hali nedeniyle faturalarını ödemedikleri için yaşamlardan vazgeçenleri yaşar ve duyar hale gelmiştik.  İktidar düzende bozuk ne varsa ‘destek’ adı altında politika önermesi olarak ortaya koydu. Sizi bu borçluluk halindeki kaygınızdan ve sağlık sıkıntınızdan yeni borç kaygılarıyla kurtaracağım dedi. Bu borcun geri ödenebilmesi ve toplumun zaten ağır koşullarda ezildiği bir ortamda daha da sağlığın ruhsal boyutunu da derinleştiren bir durum ortaya çıktı. Pandemi gelmeden önce ciddi bir mali disiplinsizlik hali vardı. Artık neyin nereye harcandığını hiçbirimiz bilmiyoruz. Bu iktidar pandemiden önce tek adam rejimin bir parçası olarak paralel bir hazine kurdu, varlık fonu aracılığıyla iş yapar hale geldi. Sonra o varlık fonu aracılığıyla yapılacağı işlere dokunulmazlıklar ekledi. Pandemi gelince iktidar açısından bir kaynak sorunu olup olmadığı sorusunu ortaya çıkardı. Pandemi ranttan, talandan değil halktan yana harcama ihtiyacını sağlık temelli ortaya koymuşken içinde olduğumuz halin bundan çok uzak olduğu da ortadadır. Türkiye pandemiden önce de ekonomik olarak çok riskli algılanıyordu, Yüksek risk pandemi sonrasında etkinin daha ağır yaşanmasına neden oldu.  Türkiye pandemiye, işsizliğin yaşandığı , borçluluk oranıyla aşırı finanslaşmanın bütün yükünün halkın omuzlarına yüklenmiş olduğu ve mali tarafta da sürekli olarak rantçı talancı bir sermayeden yana  tercihinin çok net ortaya konduğu, bütün bunların izdüşümü olarak bu kadar borçla dünya ekonomisine bağlanmışken, o borcu bulmanın zor olduğu koşullarda yakalandı.Sağlık krizinin ötesinde de Türkiye’nin işini zorlaştıracak yeni kriz katmanı olarak ortaya çıkacak.’’

Bir başka siyaseti var edersek ekonomi de düzelebilir

Böke,  ‘’Otoriter ve faşizan zihniyetin bu yapısal koşullarda kendini yeniden yürüteceği görülüyor. TBMM’de 3 milletvekilinin milletvekilliğinin düşürülmesi, belediyelere kayyum atanmasından farksız bir halk iradesinin yok sayıldığı darbe girişimidir.  Daha otoriter daha baskıcı neoliberalizmin daha vahşi yönlerinin ortaya çıktığı bir düzene geçilecek. Ama ilerici güçler olarak bunu bir siyasi müdahale aracına çevirebilirsek o zaman düzeni değiştirmek mümkün olabilir. Umutlu olmakla birlikte, gerçekçi de olmalıyız. Bu düzen kendi haline bırakılırsa daha baskıcı ve daha otoriter bir düzen olacaktır.  Türkiye’de çok keskin ama bütün dünyada gözlemlenebilecek.  Bir başka siyaseti var edersek ekonomi de düzelebilir. Ekonomideki sorunların yanıtı artık ekonomik reçetelerin üstünde bir siyasette yatıyor’’ diyerek sözlerini tamamladı.

Bu düzene müdahale edilmezse, açık faşizm adı altında neoliberal politikaların inşasına gidilecek

İktisatçı, yazar Prof. Dr. Aziz Konukman da şu değerlendirmeyi yaptı:

‘’Dünyada, Türkiye’de salgına krizde yakalandı. Kapitalist gelişmiş ülkelerde neoliberal reçetelerin ötesine geçildi.  Kalıcı olur mu ondan şüpheliyim. Kapitalist örgütlü olan toplumlarda neoliberal politikalarla uyumlu olmayan çözümler üretildi ve önlemler alındı.  Almanya ve İngiltere  örneğinde olduğu gibi.  Neoliberal politikaların laboratuvarı Şiliydi orada bu otoriter bir rejimle denendi. Neoliberal politikaların demokrasi ile birlikte sürdürülebilme şansı yok. Neoliberal rejimler hemen hemen bütün dünyada yayıldı. Neoliberal politikaların yaygın olduğu dünyaya salgın geldi. Kendiliğine bırakırsak, hiç müdahale olamazsak bu açık faşizm adı altında neoliberal politikaların inşasına gidecek. Burada bir müdahale şansı olursa, toplumun geniş halk kesimlerinin ve örgütlü yapıların bir siyaset önderliğinde Türkiye’de ve dünyada seçenek geliştirme şansı var. Restore çabaları da olacaktır. Keynesci politikaların revaçta olabileceği çağrılar var ama diktatör ve popülist rejimler kolay kolay izin vermeyecek. Bu iklimi olumlu tarafa çevirebilme toplumsal muhalefetin yükselmesi ve siyasal iktidarları zorlama gücüne bağlı. Bunu Türkiye’de ve dünyada yapılamazsa çok sıkıntı olacak. Neler değişecek? Sağlıkta fütursuz bir şekilde ticarileşme eskisi kadar kolay olmayacak Sağlık sektöründeki kamu özel modelini eskisi gibi sürdürebilme şansı olmayacak. Bazı sektörlerde kamulaştırma eğilimleri gerekli olabilecek. Kamusal alan Post Washington uzlaşmasının bütün ısrarına ve diretmesine rağmen genişleyebilecek. En azından başka bir dünya mümkün olmasa bile başka bir dünyayı tartışabileceğimiz  bir zemin mümkün olacak.’’

 Salgın dönemlerinde siyasal iktidarların değil toplumun bütçesi olur

Konukman, şöyle devam etti:

 ‘’Büyüme öngörüsünün yüzde olmayacağı çok açık. Bunu korono virüs öncesinde de dile getirdik. Orta vadeli programın kağıt üzerinde kalacağını belirterek ciddiye almadık. Bunlar bizim öğrencimiz olsa sınıfta kalır demiştik. Ama bütçemiz ciddiye alıyor. Çünkü 5018  bütçe orta vadeli programa göre hazırlanır. Çöktü,  gider rakamları çoğalacak gelir rakamları da tutmayacak. Kemer sıkılsın diye değil salgın dönemlerde zorunlu harcamalarda kısıtlama yapamazsınız. Kamuda ayağı yorgana göre uzat diyemezsin ayağa göre yorgan dikeceksiniz. Salgın dönemlerinde siyasal iktidarların değil toplumun bütçesi olur. Cumhurbaşkanının 2020 bütçesinde değişikliği yapılmasına ilişkin teklif hazırlaması lazım.5018 sayılı yasanın 19. Maddesinin son bendi bunu emrediyor. Olağanüstü durumlar varsa ek bütçeye gideceksin. Emekçiler toplumun geniş kesimlerini ihtiyaçlarını öne alan bir bütçe olmalı. Bunun finansmanı servet vergisi olabilir. Sınıf dengeleri buna izin vermezse o zaman kısa vadeli avans. Merkez Bankası hazineye kısa vadeli avans açacak. 1 yıl sonunda ödenecek, salgın sürdürdüğü müddetçe ödenmeyebilir. Genel bütçenin yüzde 15’i kadar. Ek bütçe gelince genel bütçede büyüyecek. Bu parayla aile başına ödeme yapılabilir.’’

Bu sağlık sorunu  ekonomik krize dönüştü

İktisatçı, Yazar Mustafa Sönmez ise şunları kaydetti:

‘’Dünyanın ve Türkiye’nin geleceği için en önemli şey belirsizliktir. Bu da korono virüsün ortaya çıkardığı atmosferden oluşuyor. Bu defa karakteri tam çözülememiş ödemesi bulunamamış bir sorun karşısında bütün dünya etkilendi.  6-7 ay geçmiş olmasına karşın çözümünün bulunamamış olması nedeniyle sakınmak için sosyal mesafe önlemi bulundu. Bu beraberinde ekonomide kapanmaları ve çok sert talep düşüşlerini getirdi. Bu sağlık sorunu  ekonomik krize dönüştü.  Hükümetler sağlık ve ekonomik önlemler geliştirdiler. Pandemi öncesi yaşama dönüş mümkün mü? IMF 2020 yılında Dünya ekonomisi küçülecek 2021 yılında tekrar suyun üstüne çıkılacak,  bir v krizi yaşanacak diyor. Bütün hesaplar bunun üstüne yapılıyor.  Koronanın hikmeti çözülemedi. Başka türlü ne tür sürprizler barındırdığı, ikinci dalgalarla tekrar nelere yol açacağı bilinmiyor. Koronanın ilk dalgasının ortaya çıkarmış olduğu ekonomik dağılma hemen toparlanacak bir sorun değil.  İnsanlar pandemi sürecinde edindikleri tüketim kalıplarını değiştirmiyorlar yeni tüketim kalıpları deniyorlar.

Pandeminin ikinci üçüncü dalgalar tehdidi ortadan kalmış değil

Sönmez, ‘’İki bilinmezlik var. Pandeminin ikinci üçüncü dalgalar tehdidi ortadan kalmış değil. Sert çöküşler dalgalanmalar giderilmiş değil. Talep dönüşleri henüz yok bundan dolayı da dünyada dağılmaya uğramış küresel zincir tekrar toparlanabilmiş değil. Bunların üstüne bütün ülkelerde devasa bir kamu maliyesi enkazı var. Pandemiyle ilgili yapılmış müdahaleler devasa kamu boç yükünün artırması gibi bir sorunu da ortaya çıkardı. İkinci bir dalga gelirse aynı barut var mı ellerinde emin değilim. Aslında küreselleşmiş dünyada akıl şunu emrederdi. Buna bir küresel savunma geliştirmek. Çıkar çıkmaz kaynağının saklamamak tüm dünyada önlemler almak ve etkisizleştirmek olmalıydı. Trump Çin’i ezmek için fırsat olarak sandı. Bir küresel azap şeklinde dünyanın üstüne çıkınca ülkeler ellerindeki sağlık sistemiyle başa çıkmaya çalıştı. Bir küresel karşı koyuş olmadı. Dünyanın tekrar kendini toparlaması ve neoliberal çerçevede sermaye birikimin devam etmesi mümkün değil. Dünya buna çabalıyor ama bir mutlaklık yok. Hem işgücü hem tüketici olarak alt sınıflarının ezberlerinin bozulması. İnsanlar çok gelir kaybına uğradıkları eski tüketimi devam ettirmeyecekler ve seçici davranacaklar. Turizm sivil havacılık gibi bazı sektörler belini doğrultamayacak. Devletler üstesinden gelemezlerse ne olacak devlet üstü kurumların düzenlemeler yapacağını düşünüyorum’’ diye konuştu.

Türkiye’yi, bugünü aratacak zorluklar bekliyor

Sönmez, sözlerine şöyle devam etti:

‘’Türkiye artık çok riskli görüyorlar artık sermaye gelmiyor. Tekrar para pompalaması olur çarkı döndürürüz  beklentisi var ama bu olmuyor. Var olan kırılganlıklara kamu maliyesi açığı eklediler. Toplumdan rıza almakta bocalıyorlar kendi içlerinde kargaşa var. İçlerindeki organik sermaye gruplarının zararları  var. AKP ne kadar otoriter olmaya çabalasa da yönetmesi çok zor. Özellikle artan işsizlik ve yoksullaşma nedeniyle yönetemeyecek. İnsanların iş ve aştan başka gözünü bir şey görmez hale geldi. Türkiye’yi, bugünü aratacak zorluklar bekliyor. Belki de o tünele girmeden zaman ve enerji kazanayım derdi içinde. Bunun taşlarını döşüyor. Muhalefeti dağıtmak birbirine düşürmek bir erken seçimde fenersiz yakalamak derdinde olabilir.   Tüm dünyada alt sınıflar bundan mağduru oldular. Pandemi sınıfsal bir duruma düşündü. Buna itiraz çeşitli yüzlere bürünerek ortaya dökülecek. Amerikada olduğu gibi bunların da devamı geçecektir. Bütün dünyada bir temel gelir talebi yükseliyor. Buradan ilerlenebilir. Kapitalizm, pandemi nedeniyle bunun üzerinden bir şiddet eğilimiyle sürdüremez. Türkiye’nin  acil sorunu ekonomik önlemler değil, acil sorun siyasi değişimdir. Bu beyni sulanmış rejimden, güçlü ve katılımcı bir parlamentoya, bağımsız-tarafsız yargıya, özgür medya ortamına en geniş ittifakla geçmemiz gerek.’’

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Basın Birimi

Okunma Sayisi : 422
Adres : Konur Sokak 4/3 06650 Yenişehir / Ankara • E-posta : info@mimarlarodasiankara.org
Telefon : 0 312 4178665 • Faks : 0 312 4171804 • GSM Santral : 0 533 4777967
Son Güncelleme : 30.11.2020 - 12:03:35
Şu an 68 kişi online | Hukuki Şartlar ve Gizlilik Hakları