Üye Bilgileri.

size uygun bölümden devam ediniz.

sitemizdeki online işlemlerden yararlanabilmek için kayıt olup parolanızla giriş yapmanız gerekmektedir.
Daha önce insan kaynakları için bir parola aldıysanız o parolayı kullanabilirsiniz.

Henüz üye değilmisiniz? Yeni kayıt!

Detaylı Arama.

size uygun bölümden devam ediniz.

site içerisindeki tüm içerikte arama yapılmaktadır. birden fazla kelime aratabilirsiniz.


25 50 75 100

Yayınlanma Tarihine Göre
Eklenme Tarihine Göre
Başlığa Göre
Okunma Sayısına Göre

Başlıkta Açıklamada İçerikte

Aynen girildiği gibi
Kelimelerin hepsi
Kelimelerden herhangi biri
ODA ÇALIŞMALAR KENT GÜNDEMI MESLEKI UYGULAMA YAYIN ÜYELER EĞITIMLER
Enerji Kimlik Belgesi Uzmanlığı Eğitimi
Enerji Kimlik Belgesi Uzmanlığı Eğitimi
Metraj-Keşif ve İhale Dosyası Hazırlama Eğitimi
“Mimari Akustik Rapor ve Projesi Neden Gereklidir?” Semineri
D-1 TEMEL BİNA AKUSTİĞİ EĞİTİMİ
Afet Bilinci ve Temel İlk Yardım Eğitimi
D-1 TEMEL BİNA AKUSTİĞİ EĞİTİMİ
5-8 ARALIK 2019 BİLİRKİŞİLİK TEMEL EĞİTİMİ
Enerji Kimlik Belgesi Uzmanlığı Eğitimi
D-1 TEMEL BİNA AKUSTİĞİ EĞİTİMİ KAYITLARIMIZ BAŞLADI
Enerji Kimlik Belgesi Uzmanlığı Eğitimi
Enerji Kimlik Belgesi Eğitimleri (EKB) Çevrim İçi Eğitimleri Başlıyor
“Çalışma Yaşamında Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” Eğitimi
Bilirkişilik Eğitimi
Ücretli Çalışan ve İşsiz Mimarlar için Sertifikalı Ücretsiz Eğitimler
Keşif, Metraj ve İhale Dosyası Hazırlama Eğitimi IV
Keşif, Metraj ve İhale Dosyası Hazırlama Eğitimi III
Keşif, Metraj ve İhale Dosyası Hazırlama Eğitimi II
Keşif-Metraj İhale Dosyası Hazırlama Teknikleri Eğitimi
Bilirkişilik Temel Eğitimi 2017
Bilirkişilik Temel Eğitimi 2017
2018 Yılı Ankara Şubesi Oda Bilirkişileri Listesi
Enerji Kimlik Belgesi Uzmanlığı Temel Eğitimi
"Enerji Kimlik Belgesi Uzmanlığı" Eğitimi
Bilirkişilik Temel Eğitimi
Keşif Metraj Eğitimi
EKB Uzmanı Üyelerimize Önemli Duyuru
Bilirkişiliğe Kabul Şartları
“BEP-TR 2 Oryantasyon” Eğitimi
“BEP-TR 2 Oryantasyon” Eğitimi
Üniversite Oda’ya Geliyor, Kent Akademisi Dersleri Başlıyor
Hukuk Davaları 2016 Yılı Bilirkişilik Listeleri Başvuruları
2016 Yılı Kamulaştırma Bilirkişi Listeleri
Ceza Davaları 2016 Yılı Bilirkişilik Listeleri Başvuruları
Bilirkişilik Başvuruları / Hukuk
Bilirkişilik Başvuruları / Ceza
Kamulaştırma Bilirkişiliği 2017 Listesi Başvuruları Başladı
Bilirkişilik Temel Eğitimi
ONLINE İŞL.

 

MİMARLAR ODASI ANKARA ŞUBESİ

YEREL YÖNETİMLER OKULU

“BELEDİYELERİN PLANLAMADAKİ ROLÜ”

Konuşmacı: Özcan Altaban

 

ÖZCAN ALTABAN-  Doğrusu çok önemli konuşmacılarla yola çıktınız.  Belki ben en önemsizlerinden biriyim, ama bu konuda bir miktar uzmanlığım veya görevim diyeyim oldu.  Hakikaten çok önemli isimlerinden, Yiğit hoca, Zekeriya bey geldilerse çok önemli konuşmalar yapıldığını sanıyorum. İlk ikisini takip etmeye çalıştım, ama diğerlerini kaçırdım.

Bana verilen görev “Belediyelerin planlamadaki rolü, mevzuatın nasıl geliştiği, uygulamada neler olduğu”  Tabii bu çok geniş bir konu, mümkün olduğu kadar toparlayarak konuşacağım. Belki diğer konuşmacılardan konuların bir kısmını işitmiş olmalısınız. Bu bakımdan, mümkün olduğu kadar kısaltarak, özetleyerek, önemli noktalarıyla anlatmaya çalışacağım.

Kendimden bahsetmek istiyorum.  Uzun yıllar Planlamada çalıştım, Ankara Nâzım Plan Bürosunda 12 yıl çalıştım. Daha önce İstanbul planlamasında çalıştım, İngiltere’de de bir ara çalıştım. 1982’den bu yana da ODTÜ’deyim ve yine bu konularla ilgili bir dersin sorumlusuyum, planlama hukuku derslerini veriyorum. Aynı zamanda proje planlama konularında da görevliyim. Onun için bu konulara aşağı yukarı tam olmasa da vakıfım diyebilirim.

Tabii bu planlama ve belediyeler ilişkisi, belediyelerin tarihini sanıyorum İlhan hoca size etraflıca anlatmıştır, ama yine de giriş yapmakta fayda var.  Çok kısa bir şekilde Osmanlı döneminden başlamakta fayda var.  Cumhuriyete aktarılan konular var. Onlar nedir derseniz, Osmanlıların  son dönemi, özellikle Tanzimat dönemi hakikaten bizim konumuzda da, kentlere yaklaşım konusunda da hakikaten birtakım reformist hareketler var, yeni yapılanmalar var.  Cumhuriyete intikal eden herhalde biliyorsunuz 1882 tarihli Ebniye Kanunumuz var. 

Ebniye Kanunu bildiğiniz gibi binalara ilişkindir ve zaten kentlerde bu yönde yapılan mimari hareketlerin çoğu yangın yerlerinin imarı, ihyasına dönük yasal önlemler, uygulamalardır.   Özellikle tabii bunların İstanbul’da geliştiğini biliyoruz. İlk belediyecilik hareketinin İstanbul’da başladığını da görüyoruz.  Bugün Tepebaşı’ndan geçerseniz Beyoğlu Belediyesinin 6. Dairesinin olduğu yapıyı görürsünüz; hoş, güzel bir yapıdır.  Belediye Meclisinin ilk defa İstanbul’da toplandığını biliyoruz.  Şöyle bir durumu var: Belediye Meclisine girenler hep emlak sahipleriydi; “seçenler de seçilenler de emlak sahibi olacaklar” diye bir şartı vardı, böyle bir ayrım vardı.  Belediye meclislerinin yapısına bakarsak belki bugüne kadar bunun bir şekilde geldiğini görebiliriz. 

Sonuç olarak Osmanlı’daki imarla ilgili işleri planlama kapsamında görmek pek doğru olmaz, ama parçacıl yaklaşımlar var.  Başlangıçta birtakım girişimler, örgütlenmeler var, yasal tedbirler var, ama daha çok söylediğim gibi İstanbul’da çok sayıda olan ve büyük kent parçalarını yok eden yangınlara yönelik imar hareketlerinin olduğunu biliyoruz.

Cumhuriyet dönemine ait pek çok şeyi siz zaten biliyorsunuz., ama Cumhuriyet Dönemi kuruluşuyla birlikte özellikle Başkent Ankara’nın yeniden yaratılması, cumhuriyetin ideolojisiyle paralel olarak çok önemli bir örgütlenmenin olduğu, yasal mevzuatın geliştirildiği bir kent.  Aynı zamanda bir başkentin yalnız fiziksel olarak, mekânsal olarak gelişimine önem verilen, yaratılmasına önem verilen bir kent değil, toplumsal yaşamın yeniden örgütlenmesine örnek olacak bir kent olarak yaratılmak isteniyor. Nitekim bunda da bana göre, toplumumuza göre de çok önemli başarılar elde edilmiştir. 

Cumhuriyetin başlangıcında bir önemli konu da, kurtuluş savaşında yanan yıkılan batıdaki kentlerin yeniden imarına yönelik hareketler var. İlk yapılan şey, 1925 yılında Ebniye Kanununda bir değişiklik yapılarak yangın yerlerinde yeni plan yapma görevinin belediyelere verildiğini biliyoruz.  

Ankara’nın örgütlenmesini çok çok duymuşsunuz, ama bir daha hızla geçelim. Çok önemli konular var, yasal tedbirler var bu konuda. Bana göre en önemlilerinden biri 1925 tarihli 583 sayılı Yenişehir’in kamulaştırılması çok önemlidir.  Neden önemli diyeceksiniz.  Hem anlam olarak kentin yeni güneyde geliştirilmesine yönelik, yeni kentin yaratılmasına yönelik bir başlangıç, hem de daha önemlisi -bugün de bu önemini koruyor-  kamulaştırmanın vergi değeri üzerinden kamu yararı gerekçesi çok önemlidir; o cümle çok önemlidir.   Vergi değeri üzerinden kamulaştırma yapılıyor.  Bataklık arazi de olsa, özel mülktür ve vergi değeri üzerinden kamulaştırma yapılmaktadır.   Bundan sonra yapılan anayasal düzenlemede, maalesef 1971’den sonraki o kötü dönemde Anayasa değişikliğindeki bir maddedir, vergi değeri gelmiştir Nihat Erim Hükümeti zamanında, Batıkent Akkondu Projesi onunla başlamıştır, ama arkasından Anayasa Mahkemesi iptal etmiştir.  Bugün de kamulaştırmada vergi değeri esas değildir.  Bu yönden bence hâlâ önemini korumaktadır bu.

Tabii burada yine bir şekilde imar hukuku korunmuştur vergi değeri üzerinden olsa da belli katsayılarla mülk sahiplerini mağdur etmeme yönünde bu değer bir miktar daha artırılarak kendilerine ödenmiştir, alınmıştır.  Hatta arsası kamulaştırılanlara yeni imarlı alanlarda arsalarının yüzde 25’i nispetinde arsa verilmesi gibi yine mülk sahiplerini mağdur etmemek için bir önlem de bu konuda vardır. 

Cumhuriyetin başlangıç yılları 1930-1945 arasında çok önemli yasal tedbirlerin alındığı, arka arkaya kurumsal yapılaşmaların oluştuğu bir dönemdir.  Bunları tek tek incelememize vakit yok, ama isterseniz kısaca değinelim.  Bir kere  tabii ülke ölçeğinde sanayi planının yürürlüğe girmesi var, uygulamaya başlanılması var. 1580 sayılı Belediyeler Kanununda hâlâ değişiklikler olmasına rağmen 70 küsur senelik bir yasa var.  Hızıssıhha Yasası var ve bunların hepsinde imar planı yapılmasına, kentlerin, belediyelerin imar planıyla sorumlu tutulmasına yönelik maddeler ve hükümler var.  Belediyeler Bankasının kurulması çok önemlidir.   Çok özgün bir kurumdur. Bugün için ve o  tarihler içinde bence hele Batıda dahi belediyeleri destekleyecek, fon yaratacak böyle bir kurum yoktu.  Bildiğiniz gibi bugünkü İller Bankası son yıllarda yıpratılmak isteniliyor. Biliyorsunuz bu konuda Dünya Bankası raporları var. Oysa İller Bankası hem teknik anlamda, hem finansal anlamda belediyeleri güçlendirmek, desteklemek için kurulmuş, hakikaten çok özgün bir kurumdur  ve planlama ve imar hizmetleri açısından da aynı zamanda bir okuldur, halen de o okul, o eğitim görevini sürdürmektedir.  Bizim öğrencilerimizin çok büyük bölümü orada eğitilirler, staj yaparlar ve onların hâlâ bugün en çok iş bulabildikleri, mesleklerini yapabildikleri bir kurumdur. Ama maalesef İller Bankası da giderek daha iyi örgütleneceğine -ki, daha önce bölge müdürlükleriyle örgütlenmiştir-  yapratılmaya çalışılmaktadır; bunu esefle her yerde söylüyorum.

 1580 sayılı Belediye Yasası çok önemli dedim; neden?  İlk defa belediyelere çok sayıda merkezi yönetimin görev verdiği bir yasadır.  74 tane maddede sayılan ve belediyelere yüklenen görevler var.   Bunların içinde harita yapmak, kadastro çıkarmak, imar planı yapmak ve daha önemlisi beş yıllık imar programları yapmak, yatırımlarına plana göre programlama görev verilmiştir. Bugün hâlâ belediyelerimizin çok -beceremediği diyemeyeceğim- yapamadığı imar programı meselesi yasalarımızda olmasına rağmen bir gerçektir.

Tabii burada merkezin vesayet denetimi sürüyor, ama programa karşılık ne kadar bütçe ayrılacağı konusunda bir denetim var. Bu da doğal bir denetim, çünkü çoğunlukla kaynağın tamamı merkezi konulardan karşılanıyor.  Bugün de belediyeler önemli ölçüde merkezi konulardan destekleniyor her ne kadar kendileri kaynak yaratma imkânları gelişse dahi.

Hıfzıssıhha Kanunu o dönem için önemli; bugünkü Türkçe’ye genel sağlık yasası diyebiliriz.  Ama 20 bin üstü nüfus için plan yapmak zorunluluğu getiriliyor. Daha sonraki imar yasalarımızda biliyorsunuz 5 bindi, son yasamızda 10 bine çıkmıştı nüfus büyüklüğüne göre plan yapmak zorunluluğu.  Hıfzıssıhha Yasasında bu 20 bin idi ve 3 yıl gibi bir imar planı hazırlama süresi verilmekteydi.

Arkasından yine 1933 yılında 2290 sayılı Belediye Yapı ve Yollar Kanunu var. Burada da belediyeler bu görevlerini yapamadıkça dikkat ederseniz bu süre uzatılıyor. Bu yasada beş yıl içinde imar planlarını yapmak zorunluluğu getiriliyor; ama tek başına, ama aralarında birlik kurarak mutlaka bunları yerine getirmesi zorlanıyor. Ama ilk yıllardaki şartlar, koşullar, kaynakların sınırlılığı, belediyelerin bunları yapması, yerine getirmesi, hele hele 1580 sayılı Yasayla verilen çok sayıda görevin yerine getirilmesi doğrusu pek de gerçekçi olamamıştır cumhuriyetin bu ilk yıllarında.

Böyle merkezden yerele yönelik, yerel yönetimlere yönelik görev vermede zorluklar ortaya çıkınca bu sefer merkezileşme eğilimlerinin tekrar başladığını görüyoruz. Merkezde önce belediye imar heyeti kuruluyor İçişleri Bakanlığına bağlı. Sonra Bayındırlık Bakanlığına bağlı Şehircilik Fen Heyeti kuruluyor ki, merkezden bu tür öncelikli planların yapılması için böyle bir örgütlenme, böyle bir yapı oluşturulmaya çalışılıyor. 

Meslek adamları açısından önemli olan bir şey de 1938 yılında Mühendislik ve Mimarlık Kanunu çıkıyor. Hem plan yapımında, hem yapılaşmada fen adamları dediğimiz o başlıkta geçen mühendislerin, mimarların rol yüklenmesi koşulu getiriliyor. O tarihe kadar  bu konuda yetişmiş eleman güçlüğü de var, teknik işgücümüz de doğrusu zayıf.  Biliyorsunuz cumhuriyetin ilk döneminde daha çok yurt dışından plancılar var, mimarlar var. Hem Ankara’da, hem İstanbul’da, hem İzmir’de veya Anadolu’nun diğer şehirlerinde isimlerini çok duyduğunuz plan yapan Ankara’da Jansen, istanbul’da Prost, Bursa’da Piçirento  gibi  daha da isimlerini çoğaltabileceğimiz birçok yabancı uzmanlar var. Giderek yerli teknik elemanların güçlenmesiyle zaten bu yabancı uzmanlara karşı da diyelim ki bir muhalefet de oluşuyor zaman içinde.  Ama bu yabancı uzmanların Türkiye’ye hizmetlerini de unutmamak lazım. Çok önemli hizmetler yapmışlardır, yalnız bu sahada değil, biliyorsunuz üniversitelerin gelişmesinde çok önemli isimler gelmiştir. Özellikle Almanya’dan gelen çok önemli isimler vardır.  Onun için tabii ki yerli teknik eleman, personel, uzman geliştikçe  o tür muhalefetlerin olması doğaldır.

Türkiye’de 50’li yıllar birçok konuda dönüm noktasıdır.  Hem siyasal açıdan, hem ekonomik açıdan 50’li yıllar Türkiye’nin yeni bir aşamaya geldiği yıllar.  Yeni bir iktidar var, CHP tek parti döneminden yeni iktidar daha dışa açılmaya, daha liberal, ekonomide daha serbestleşmeye dönük bir iktidar var. Ama bu iktidar 1950’lerin ortasına geldiği zaman pek çok konuda, özellikle ekonomide çöküntülerin başladığı bir dönemi sergiliyor. Hatırlarsınız veya okumuşsunuzdur, 1956’da çok önemli bir devalüasyon vardır. 1 dolar 2.09 liradan 9 liraya çıkmıştır.  Türkiye’nin bugüne kadar yaşadığı birçok devalüasyonlar, enflasyonlar var, ama en önemli yıkıntılardan biri bu dönemde geldi.  Neden söylüyorum bunu: 50’li yılların ilk yarısında kentlere ve ülkeye yönelik çok önemli altyapı ve yol yatırımları var, ulaşımla ilgili çok önemli kurumlaşmalar var.  Bugün hâlâ yaşayan DSİ var, Karayolları var; bunlar çok önemli kurumsallaşmalar ve Türkiye’nin her tarafında çok önemli bir altyapı ve yol faaliyeti var.  Tabii buna şehircilik açısından baktığımızda kırdaki tarımsal makineleşme, tarımda makineleşme, kırda ortaya çıkan artı işgücünün kentlere yönelmesi ve hızlı kentleşmenin de 50’li yılların ortasından itibaren başladığını görüyoruz; özellikle büyük kentlere yönelik hızlı kentleşme görüyoruz.  Ankara bundan en büyük nasibini alan kent olmuştur; hızlı bir büyüme içine girmiştir.  O tarihlerde İstanbul’da çok hızlı bir kentleşme demeyeceğim, büyüme var, ama Ankara yüzde 6’ları, zaman zaman yüzde 10’ları bulan yıllık nüfus artışlarına sahne olmuştur.

Peki, 50’lerin ikinci yarısında ne olmuştur diye bakarsak, o tarihe baktığınız zaman görürsünüz, ben içinde bir miktar yaşadım, özellikle İstanbul’da Başbakan Menderes’in yaptığı -ben zaman zaman tahribat diyorum, yıkım diyorum- müthiş bir yol açma faaliyeti vardır, istimlak faaliyeti vardır.  Bugün belki üzerinden geçenler memnun oluyorlardır, ama o tarihte çok fazla yıkım yapıldı, çok fazla tahribat yapıldı. Sahil yolları, bulvarlar açıldı, eski doku önemli ölçüde tahrip edildi. Bunlar bir anlamda toplumun gözünü boyamaya yönelik hareketlerdi diyebilirim.

Hakikaten ülkede yapısal sorunlar çıkmıştı, ama o tarihte belki çelişkili gelecek, ama birden 6785 sayılı İmar Yasamız vardı.  Bu hareketlere karşılık hem meslek çevresinde, hem üniversitelerde, kamuoyunda da bir anlamda muhalefet var, eleştiri var, dışarıdan gelen uzmanların verdiği raporlar var, yeniden planlamanın mimar kurumunun örgütlenmesi için 1957’de çıktı ve 1985 yılına kadar yürürlükte kaldı, 39 küsur yıl yürürlükte kaldı. 1958’de İmar  İskân Bakanlığı kuruldu. Hatırlarsanız, 1931’de İmar İskân Bakanlığı kısa bir dönem için kurulup kapatılmıştır. 1958 yılında özel kuruluş kanunuyla kuruldu ve çok önemli görevler yüklemiştir. Köyden kasabalara, metropoliten alanlara bölge ölçeğine kadar plan yapma görevi verilmiştir ve İmar İskân Bakanlığının ilk yıllarında hakikaten bu örgütlenme önemli ölçüde başarılmıştır.  Ben de İmar İskân Bakanlığının bir görevlisiydim, Bakanlık adına yurtdışında bulundum ve bilahare de Bakanlık adına mecburi hizmetini nâzım plan bürolarında yaptım, onun için Bakanlığı iyi tanıyorum. Ama diyeceksiniz ki, Bakanlık gelişen dönem içinde, hızlı kentleşme süreci içinde acaba o değişimlere ayak uydurabildi mi, yeterli yasal tedbirler için öncülük edebildi mi?  Bu konuları tabii ki tartışabiliriz.   Bu bir kenara bırakalım.

Bir önemli bir kurum daha var bu tarihte.  Şimdi birçoğumuzun yakınları olan ve görev aldığımız ODTÜ var. ODTÜ’nün kuruluş amacının başında şehircilik eğitiminin Türkiye’de başlatılmasıdır. Mimarlık Fakültesi, ama şehircilik eğitiminin başlatılması amacıyla kurulmuştur ODTÜ; bunu vurguluyorum ve derslerde de söylüyorum ki, çocuklar okulun kıymetini bilsinler diye.  Özelliği şuradan geliyor:  İlk defa dünyada da under groceyt  şehircilik eğitimi, lisans eğitimi veren okul ODTÜ’dür; bunu söylemek istiyorum.  Ben yurtdışında biraz dolaştım ve yurtdışında bu eğitim daha çok lisansüstü -hele o tarihlerde- veriliyordu.  Ama ODTÜ, Türkiye’deki imar planlama faaliyetinin, mevzuatının veya kurumsallaşmasının gelişmesinde ne kadar etkili oldu, ne kadar yenilikçi hareketlere öncülük etti veya baskı kurabildiği konusunda tabii ki eleştirebiliriz, tartışabiliriz; diğer kurumlarda olduğu gibi.

Biraz isterseniz 6785’ten bahsedelim; çünkü 3794 sayılı yeni İmar Yasasına öyle bir atlama yapabiliriz.  6785 geldiği tarih için, 1950 için önemli bir yasa İmar Yasası olarak. Dışarıya da bakıyoruz, o tarihteki yasalar 1940’lardaki İngiltere’ye bakalım, aşağı yukarı benzer yasalardır. 1948’lerde aşağı yukarı benzer yasalar var. Tabii biraz farklıdır 1957’de gelen yasa. Yapı Yollar Kanununa göre ileri bir yasa. Bu defa bu yasa 5 bin artı nüfus için imar yapma zorunluluğu getiriyor. 

Küçük yerleşmeler için 5 binin altındaki nüfuslu yerleşmeler için yol istikamet planı diye bugün hâlâ ismini bildiğimiz, ama örneklerini pek bilmediğimiz, belki İller Bankasının arşivinde tektük saklanmış olabilir, ama ben doğrusu bugüne kadar araştırmama rağmen yol istikamet planına rastlamadım.  İlhan hocanın arşivinde belki -kendisine sormadım bu konuyu; ama en büyük arşiv onda olduğuna göre- olabilir.  Bu yol istikamet planı pek tutulmamıştır ve pek yapılmamıştır; nedeni de şudur:   İller Bankası kuruluşundan itibaren yerel yönetimlere, belediyelere destek vermek için ilk imar planı yapımında fondan hibe olarak plan yapma kolaylığı getirmiştir. Neden böyle bir plan yapmak zorunluluğu var?  Altyapı için kredi almak için, diğer finansal yardımları almak için İller Bankasının imar planı yapılmış olması koşulu böyle bir yola itmiştir. Fena da olmamıştır aslında, ama diyeceksiniz ki, ne kadar hızla yapılabilmiştir? Bu dönemde İller Bankasına çok iş düştüğünü biliyorum.  İller Bankası emaneten plan yapma yolunda çok önemli görevler yapmıştır doğrusu. Yine İller Bankası imar plancılığında öncülük edip yarışmalar yoluyla, ihale yoluyla imar planı elde edilmesinde çok önemli görevler yüklenmiştir. Ama bir yandan da eleştirebiliriz de, İller Bankası da, diğer kurumlarımız da Türkiye’de imarcı bir planlı yaklaşımı doğrusu öteden beri egemen olmuştur, ama bunda başka konuların da rolü olmuştur ve bunu da biraz sonra söyleyeceğim.

Ne derseniz, 1960’ların ortasında çıkan Kat Mülkiyeti Yasası çok önemlidir. Kentlerin çehresinin değişmesinde bu denli yoğun yapılaşmasında çok önemli bir yasadır.  Bu denli sağlıksız bir kent dokusunun oluşmasında defalarca yıkılıp yapılmasında kentlerin çok önemli bir yasadır; neden?  Dar kapsamlı imarlı alandaki arsalarda tek parselde çok sahipli yapılaşmayı kolaylaştırmıştır. Önceleri belki kooperatifler yoluyla tek tük -Ankara’da bunun çok örnekleri vardır Hoşdere Caddesi’nde- arkasında da yapsatçı müteahhit sektörünü geliştiren bir yasadır ve bana göre kentlerin bugünkü sağlıksız yapısının arkasında çok önemli mülkiyet yapısı getirmiştir.  Hatta Toplu Konut Yasası çıktıktan sonra da bu mülkiyet yasasında pek değişiklik olmadı.  Toplu Konut Yasası çıktıktan sonra diğer yasalarda da bu hüküm geldi, tek parselde çok sayıda ünite blok yapabiliyorsunuz ve bir anlamda düşey mülkiyetin yanına yatay mülkiyet de geldi, ortak alanlar çıktı, ama bunların yönetimi nasıl olacak, işletmesi nasıl olacak, bu mülkiyetten dolayı gelen sorumluluklar nedir, buna ait mülkiyet yapısında doğrusu önemli bir değişiklik yapılmadı.  Bir ara Yiğit beyin zamanında bir girişim vardı, Adalet Bakanlığında bu konuda “Toplu Yapı Mülkiyeti” adı altında  bir taslak hazırlandı, bizler de iştirak ettik, ama nedense kadük oldu veya Mecliste gündeme gelemedi.

6785 sayılı Yasa 1972 yılında bir değişikliğe uğradı, 1605 sayılı bir Yasa geldi. Neden geldi bu yasa? Merkezileşme eğilimi arttı, belediyeler güçlü olarak örgütlenemedikçe, kendi planlarını yapamadıkça, bu yolda mesafe kat edemedikçe merkezdeki yönetimlerde merkezileşme eğilimi arttı ve 1605 de bunlardan biridir.

1605 ile Bakanlığa birden çok belediyeyi kapsayan alanlarda resen plan yapma yetkisi getirildi. Bu bir anlamda 1965 yılında Milli Güvenlik Kurulu tavsiyesiyle, arkasında Bakanlar Kurulu kararıyla, kanun hükmünde kararnameyle kurulan metropoliten alan nâzım planlamasına da bir yasal çerçeve hazırlamak yönünde bir adımdır.   26 ncı maddeyle böyle İmar Yasasında yapılan bir değişiklikle kapsam genişletildi.

Bir şey daha yapıldı, 10 bin üstü nüfuslu yerlerde plan yapma zorunluluğu getirildi, ama belediye meclisleri yine daha az nüfusluysa karar alarak bu planı kendileri yapabilmeleri mümkün oldu.

Metropoliten alan planlaması derken bundan biraz söz etmek istiyorum.  Belki merkezileşmenin bir adımıydı, ama ben de içinde bulunduğum için söylüyorum, metropoliten planlama büroları Türkiye planlama tarihinde önemli işler yapmışlardır; bunu tekrarlamak istiyorum. Eleştirilebilir, ama en dayanıklısı Ankara Nâzım Plan Bürosu uzun zaman dayanabilmiştir iktidarlara ANAP dönemine kadar ve Ankara’da bugün mevcut kent içinde sorunlar olmasına rağmen, Ankara’nın bugünkü desantralizasyonunda, batıda ve güneybatıdaki gelişmesinde yalnız belediyelerin ismi anılır “Karayalçın dönemi, şu bu dönemi” diye anılır, ama Ankara Nâzım Plan Bürosunun, Bakanlığa bağlı büronun kurduğu ilişkiler sayesinde, aldığı destek sayesinde yaptığı çok önemli görevler vardır.  Ankara’nın batı ve güneybatı koridorları yüzde 60 mertebesinde, hatta daha yukarıda kamu eliyle gerçekleştirilmiştir; bunu söylememiz lazım.  Biz bugüne kadar bunu çok telaffuz etmiyorduk doğrusu, hep belediye başkanlarının isimleriyle anılıyordu bunlar, ama artık aradan 25 sene geçtikten sonra bunu söylemekte hakkımız var sanıyorum.  Ben de o bürolardan birinin sorumlusu olarak söylüyorum.

Ama burada şöyle bir husus var: Bu bürolar belediyelerle ilişki kurdu mu, kurmadı mı? Bu zaman zaman eleştirilir, “bakanlığın bürosudur, bakanlık resen plan yapıyor” deniliyor. Hayır, öyle değil, bu bürolar belediyelerle pekala işbirliği kurmuşlardır veya resen plan yapma ve yaptırma yetkisi de uzun süre kullanılmamıştır. Ankara’nın Nâzım Planı 1970’lerin ortasında bitmiştir, ama 1982’lerde onanmıştır.  Zaten ondan sonra da ANAP dönemi arkasından gelmiştir ve bürolar kapatılmıştır bildiğimiz gibi.

Bundan neden bahsettim? Bugün büyükşehirlerdeki planlama yapısı bununla bir benzerlik göstermiyor, çok parçalı bir yapı.  Bunlardan daha sonra bahsedeceğim. Hem 3030 gelen, hem 3194 ile gelen, hem yasal mevzuat, hem yasal mevzuat, örgütlenme yetersiz kalmıştır. Neden derseniz hemen söyleyeceğim.

3030 aslında çıkışı itibariyle seçim kökenli bir yasadır. Büyükşehirlerde seçim çevrelerinin tanımlanması için 195 sayılı Kararnameyle başlatılmış, sonra 3030 sayılı Yasa gelmiştir.   Önemli bir yasadır, merkezi yetkilerinin büyükşehir yönetimlerinin devredilmesi yönünde önemli bir yasadır, ama hiçbir zaman metropoliten anlamda, kapsamda bir yapıyı getirmemiştir.  Sınırları 3194’ün sınırlarıdır; nedir onlar?  Belediye mücavir alan sınırlarında biter.  Nitekim durmadan mücavir alan sınırlarıyla ilgili sonsuz sayısız mahkemeler açılmıştır ve duymuşsunuzdur.  Mücavir alan dışında valiliklere yetki vermiştir 3195 sayılı Yasa, oysa 3030’da buna karşı hiçbir önlem yoktur; neden?  Valilikler bu yetkiyi kötüye mi kullanmışlardır? Bana göre kötüye kullanmışlardır. Valilikler bu konuda örgütle değillerdi, ama 3194 ile aldıkları yetkilerle mevzi planlarla, hiç sanki o kentlerde üst ölçekli plan yokmuş gibi -yalnız bu konuda belediyelerin de tabii pek çok kusuru var, ama neyse, belediyeleri biraz saklı tutalım-  belediyeler bu konuda çok yaygın olarak bugün Ankara’nın çevresinde mücavir alan dışında hem konut, hem işyeri alanlarını açılmasında gelişigüzel işler yapmışlardır; bunu söylemek zorundayım.

Belediyeler de hızla bu nâzım plan sınırlarına, planlamanın getirdiği kararlara uymak yönünde yıpranmışlardır, görevlerini yapmamışlardır büyükşehirlerde.  Özellikle Ankara için bahsediyorum. Ankara’nın bugünkü haline bakın, çıkın Eskişehir Yolu’na ve biraz içerilere girin, biraz Bağlıca’ya gidin, dağlar tepeler konut olmuştur. Ankara’da şu anda benim hesaplarıma göre 300 binin üzerinde Toplu Konut İdaresindeki genç meslektaşlarımızın yaptıkları hesaplara göre 167 bin-170 bin mertebesinde fazla konut üretilmiştir ve bu devam etmektedir.  Hiçbir planı, hiçbir şeyi yoktur bunların, gelişigüzel bir konut üretimi vardır. Milyarlarca, katrilyonlarca inşaat sektörüne gitmektedir ve gelişigüzel gitmektedir.

“Konut üretmenin ne zararı var?” diye sorabilirsiniz. Evet var, zararı var; çünkü gelişigüzel altyapı maliyetleri yine bize dönmektedir. Gelişigüzel hizmetlerden valilikler sorumlu değil. Bakın, onu unuttum söylemeye, valiliklere plan yapma ve onama yetkisi verilmiştir, ama hiçbir sorumlulukları yoktur. Hizmet götürmezler, çöp toplamazlar. Duydunuz mu valiliklerin çöp topladığını? Belediye otobüsü götürmezler, böyle bir sorumlulukları yoktur. O zaman 1960’larda kurmaya çalıştığımız metropoliten planlama, hatta çok tartıştığımız metropoliten yönetim modeli o zaman belki daha merkezi ağırlıklıydı, ama bu 3030’da maalesef getirilememiştir.   Bu özellikle kentlerin planlı olarak yönlendirilmesi, denetimi açısından çok önemli sakıncalar getirmiştir. Meslek adamları olarak bunu söylemek durumundayız doğrusu.

Biraz dertliyim belki bu konuda Ankara ile yakından ilgilendiğim için ve okulda da çok işlediğimiz için.

Bir şeyden daha bahsetmemiz lazım.  Kentlerin bu hale gelmesinde ve giderek daha da yozlaşmasında çok önemli bir konu daha var.  1983’te, askeri dönemde başlatılan, 2205 sayılı Yasayla başlatılan ve arka arkaya 5 yasayla -2981,3290,3360, 3364 veya 3366 sayılı- af getirilmiştir.  Af yasalarıyla oluşan durum şudur: Bakın, Ankara’nın en iyi semtlerinden bir tanesinin arka tarafında oluşan manzara budur. Yoğunlaşmaya bakın lütfen.  Burası Birlik Mahallesi, yeni oluşan gecekondudan dönüşen mahalleler, çok sayıda mahalle var.  Neden gecekondu bölgelerinin dönüşümü, apartmanlaşması kötü bir şey mi? Herkes konut sahibi oluyor, ama maalesef çok sağlıksız bir şekilde dönüşüyor. Şu önde görülen resimler Türkiye’nin en iyi gecekondularının olduğu, ama oluşan apartman dokusu korkunç bir yoğunlukta, hiçbir boşluğu olmadan, yüzde 5-10’lar nispetinde ortak donatı alanları bırakılarak yeniden apartmanlaşıyor. Yani o sağlıksız doku yapısı yeniden üretiliyor. Olamaz böyle şey.  Yeni imar yasalarının getirdiği sınırlamalarla, yükümlülüklerle hiçbir bağı da kurulmamıştır. Örneğin, İmar Yasasında bilirsiniz yüzde 35 nispetinde yeni imar alanları açarken yol, meydan, yeşil alan, çocuk bahçesi, otopark, cami, karakol için bedelsiz arazi alabiliriz.  Burada öyle bir zorunluluk da yok, hatta kadastral parsellerin üzerinde apartmanlaşmaya yol verilmiştir. Hakikaten çok sağlıksız bir yeniden üretilmektedir.  Bunun için belki ürkütücü bir rakam, ama Ankara’nın Nâzım Planında, planlı olarak açılması gereken 3,6 nüfusu alacak 9 bin küsur hektar konut alanı vardır.  Islah planlarıyla 13 bin hektar gecekondu alanı yapılaşmaya açılmıştır.   Bunu çok basit bir hesapla ister 150 kişi/hektarla, ister 200 kişi/hektarla çarpın, Ankara’nın üzerine ne kadar nüfus yığılacağını ve ne kadar sağlıksız, yeşil alanı olmayan, yolu doğru dürüst olmayan, altyapısı yüklenen, ne kadar sağlıksız bir yapı çıkacağını kestirebilirsiniz.  Ama bir şansımız var, özel sektör, müteahhitler, her tarafa gidip yıkıp yapmıyor; nerede satabilecekse oraya gidiyor.  Yol boylarına gidiyor, prestij alanlarına gidiyor, zengin mahallelerin yakınına gidiyor, merkezlerle ilişkisi, ulaşılabilirliği çok olan yerlere gidiyor. İçerilerde kalanlar ise bu şansı yakalayamıyor piyasa içinde.  Böyle bir şansımız var, ama süratle de bunlar yıkılıp yapılıyor. Bunu takip ediyorum; gün gün, yer yer fotoğraflıyorum. Okulda da tabii bu araştırmaları yapıyoruz. Bundan bahsetmek durumundayım ve bu, bugünlerde tekrar gündemde.

Nasılsa 1986 yılında bu işin son çizgisi çizilmişti imar affı yasalarıyla. Demek ki, o günden bugüne o kadar teşvik edildi ki bu imar affı yasalarıyla yeniden yeni Hükümet bu işten büyük paralar geleceğini varsayarak -25 milyar dolarlardan bahsediliyor- yeniden imar affı hazırlıklarının yapıldığını duyuyoruz, gazetelerde okuyoruz.  Yani bir şey diyemeyeceğim.  Bu hakikaten cinayet olur ve bu konuda kamuya çok fazla bir şey döneceğini de sanmıyorum. Bu konu spekülasyona açılacaktır, birtakım mafyalara gidecektir, ülkeye de doğrudan bir katkısı olmayacaktır; hele kentlere aksine bir maliyet yükleyecektir, hepimize çok aşırı maliyet yükleyecektir. Yani bugün görülen dağınıklık, ta başında yapılan konut alanları,  birebir her kalemde her vatandaşa, her kentliye maliyet yüklemektedir.  Bunu izleyebilirsiniz de, Ankara’nın dışına biraz çıkın, ister biraz düzenli yapılan Angora Evleri’ne bakın, ister biraz daha ilerlere Alacaatlı, Dodurga taraflarına gidin, ister çevre yolunun etrafına, Bağlıca’ya çıkın korkunç miktarda ne idüğü belirsiz konutlar yapılmaktadır. 

Diyeceksiniz ki, “konut ihtiyacı vardır, kooperatifler belki ucuz arsa yapıyorlardır, kapatıyorlardır; ama hakikaten günahtır ve cinayettir; yalnız inşaat yapmakla bitmiyor bu iş.  Bunu defalarca söylemek durumundayım.

İsterseniz bir ara verelim ve sonra bu konuları aramızda tartışalım. Çünkü ben çok doluyum bu konularda, çok da dertliyim.

Okunma Sayisi : 7483
Adres : Konur Sokak 4/3 06420 Yenişehir / Ankara • E-posta : info@mimarlarodasiankara.org
Telefon : 0 312 4178665 • Faks : 0 312 4171804 • GSM Santral : 0 533 4777967
Son Güncelleme : 07.06.2024 - 16:26:44
Şu an 1 kişi online | Hukuki Şartlar ve Gizlilik Hakları